20 Kasım 2008

sızı

Ey olmayacak şeyleri düşleyen mahluk
merhaba!
kendi yaşam kendi ölüm
kendi güneş kendi kamer

Ey ağzı dolu dünya
yüklerini bir azalt
dök çeşnilerini
ört üzerime
Alem nur ile dolmuşken, burası cehennem gibi karanlık
üstelik sabrım tükendi elemimi zapdedemiyorum
aç keder kapılarını ki
cirit topu gibi meydan meydan zıplayım
bu kabustan kanter içinde sıçradığımda
bir yol ver sel olup taşayım

ey ölüm! sendenim
meçhul anları tayin ederim
bu hiçliğin zirvesinde
önce gözlerim kamaşır
sonra kararır
Ey yaşam! bana karşı koymayacak mısın?

Beşeriyet!
hinçkırıklarla ağlamakmış
eski günler, tatlı hatıralar aşkına

Hamakatim ağır
ne biliş ne umut ne leb var
halledemediğim cihetler ise çok
bu garip boşlukta hiç yol yok

Canım çok sıkılıyor
safralıcayım
etrafımda gölgeler uçmakta
ben ise maksatsız ve hedefsiz bu gölgelerin içinde uçmaktayım
ucu gelmeyecek bir muhasebedeyim sanki yokluğunda

neredesin?
acısan hani
diriltsen insanlığını
yuğsan Moğol çabutunu Kevser sularında
lakin hayır!
ruhu diriler bilemez!
ölmeğe razı mısın?

o ki, o yüzden varım...

Hiç yorum yok: