Gurbette yağmur var
bir bulut ağlıyor
bir ben
Karşı dağlarda ebemgümeci çıktı
bir bakmışım
gökyüzü sen
sen gökyüzü
mavilim
çakırım
sarım
...
Çevreli duvarlarda
dikenli teller sen
gül seramda
kanatlarımı kanatan da
kelimelerime serpilen
ömrümün şahikalarında
inişlerim de sen
tüm
geleceksizlikler
dilsizlikler
dayatan miskinlikler
yaşanmışlıklar
zaten sen
yaşanmamışlıklar mı?
...bilebilsen
Gökyüzü aynı gökyüzü değil
hiç kuyruklu uçurtma görmedim örneğin geldim geleli
ne de puantiyeli bir dişi
ah bilseydim bu kadar özleyeceğimi seni,
araklamaz mıydım sen kokan bir göyneğini...
Öptüm ikiyüzünü
çitiledim mavilerini
onları ben boyamadım
gökyüzünü sen bandın, denizi sen bandın
ben ise
susadıkça kandım
kandıkça susadım
yaş güldüm
yaş közlenircesine
alladım pulladım yitmişliğimi
Bir gün
güneş dolanır ayaklarına,
aval aval yürürsün kapılarımda.
arsızlaşan otlarda
postalların vicdanına takılır,
günahlarını sümürür.
yazıp yazıp yakarsın şiirlerini
Bir gün
döner gelirsin belki toprağıma
ama yüz süremezsin
bir kibrit tutsan
iki yönünü de yakamazsın
mavi balonlarını patlatsan
gökyüzüm tınmaz
Baklavam
tel kadayıfım
şekerim
bile olsan
öpme elimi
elim evde değil
zaten...
gurbetin bayramı yok
19 Kasım 2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder