Sürme renkli dışa kapattığım yüreğim pekala biliyor ki bu yaşam pisliğinin kokmuşluğunda kuşkuya kapılmadan peşine düşebileceği kimse yok. Yaşadığım bunca yılı didiklediğimde, sıcak, yumuşak, karanlık ana rahmindeki cenin vaziyetim en mutlu ve ideal halimdi sanırım. Yalnızlığımın kıyısına çökmüş terkedileceğim tasasıyla el çektiğim aşkı öylece seyre dalmıştım ki "işte senin hayatın!" dedi gölgelerim hep bir ağızdan. Geçmiş, gelecek hepsi aynı ve aynı karanlık ve soğuk bölgede geçiyor hayatım sanki. Gözlerim açık ama birşey görmüyor, kalbim küt küt atıyor ama korku duymuyorum. Bu hale, gölgelerim peşisıra düşmedim mi ve nereye baksam çoğalmış gölgelerimi görmüyor muyum?
Yatağımın yanıbaşındaki camdan gökyüzüne baktığımda hem çok yakın hem çok uzak iki oldukça parlak yıldız ilişegelir gözüme ne zamandır ve ne zamandır upuzun ellerim olsun istiyorum uzanmak için o yıldızlara. Ki onlar gözkapaklarım ağırlaşıp hiçliğe bırakırken kendimi, kimi zaman çocukluğuma kimi zaman yarım kalmış aşklara bürünüp yastığımın altına gizlice sokulagelirler. Uyursam eğer ışıltıları köze dönüşüp tüm geçmişimi tutuşturacak ve başımı koyarsam yastığa eğer tüm tüyler cam kırıklarına dönüşecek ve rimel lekelerim ala bulanacak. Lakin oluk oluk ala bulansalar da silik hayatım renklenmeyecek bilirim...
Gözlerim çocuksu, zihnim kocamış.
Gözlerimi kapamalıyım ellerimle, saçılmışlığımı görmemek için.
Bburnumu kapamalıyım ellerimle, etrafıma sinen öteberilerin küf kokusunu duymamak için.
Ve kulaklarımı tıkamalıyım ellerimle, gölgelerimin dahi nefesimi duymamak için.
Bu yüzden ve ne zamandır upuzun ellerim olsun istiyorum...
30 Kasım 2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder