Günün şiiri dün de bugün de isminden dolayı içeriğini okumadığım 'Tekil Kedi'. Algıda seçicilik yapıyorum sevgili Günün Şiiri ama ne yaparsın. Kendi tekilliğimle başa çıkamaz iken bir de senin tekilliğini çekemem anacığım.
Kış arifesinde oluşumuza bakmayarak hala sıcak sayılabilir nadir haftasonlarından biri ve Cumartesi günboyunca tembel tekil bir kediden farkım yoktu. Arka bahçede, güller değil belki ama diğer çiçekler hala rengarenkti. Daha geçen sene minnacık olan kayısı fidanı ise çoktan 2 metreye ulaşmış hatta dibinde 'tekil oturum'luk bir gölge bile bahşetmişti.
Bahçe masasını katlayıp dayadığım duvardan az öteye çekip açacak ve şöyle uzun bir haftasonu kahvaltısı yapacaktım ki tekil tembelliğim engel oldu. Ön bahçedeki ağaçlar yüzünden evin içi hep karanlık ve serin. Arkadaki küçük çiçekli bahçe, çıplak ayaklarımla üzerinde yüreyeceğim toprak parçası ve güneşe rağmen kahvaltıyı içerde, karanlık ve serin evde yaptım.
Neden sonra, haftalardın vurulduğum iğnelerden mor ve onun türevlerine bürünen popom sızlayınca en azından keyif çayını arka bahçede içmeye karar verdim. Bunun için öyle masa açmaya falan da gerek yoktu nihayetinde. Güneşin altında oturdum, ayaklarımı başka bir sandalyeye uzattım. Geçen Pazartesi ve Çarşamba gününden kalma gazeteleri okumaya koyuldum. Zencefil-tarçın-kuşburnu-defne yaprağı-karanfil tohumları ve adını bilmediğim bir ağaç kökünden daha oluşan 'kış kaosu' adlı karışımımdan bir avuç kadar, bir 'tekil' için fazlaca çoğul olan annne hediyesi çelik çaydanlığa fokurdayan suya attım. Her tembel tekil'in yaptığı gibi koca çay bardağımla içtim epey.
Bir süredir arka bahçeme konuşlanan, her gece olduğu gibi dün gece de sabaha kadar ötüp beni az uyutmayı başaran adını bilmediğim ve gül cemalini görmeye nail olamadığım böceğin sesi yoktu nihayet. Onu bulup avludan dışarı atmalıyım diye geçirdim yine içimden. Yapamadım. Tembel Tekil olmamdan sanırım. Gün bitti, şimdi gece ve şimdiden hafif hafif ötmeye başladı bile böcek hazretleri, ama tv.nin sesinden umursamıyorum şimdilik. Kesin bütün gece yine ötecek.
Bu göçmen böceği bulup yeni diyarlara sürgün etmeliyim, ama yapmıyorum haftalardır. Yarın da yapmayacağım, biliyorum. Geceleri onun sesiyle arada bir uyanmaya alıştım sanırım. Öyle ıssız ve sessiz ki burası, "ev" demeye dilim varmıyor. Sanki mezar.
Yüzünü görmediğim böcek yoldaşım oldu.
Aslında bir 'merhaba' veya bir 'seni seviyorum' dur cırcır dediğim sesler kim bilir. Buna inanmak benim hayrıma. Kaçak misafir, benim gibi 'tekil' de değildir belki. Hem, neme lazım korkarım ben bir canlıyı incitmekten, küçücük bile olsa, 1 haftalık bile olsa tüm ömrü. O da bir canlı. İnsanoğlu gibi sevip seviliyordur o da kim bilir. Öyleyse eğer, benim yüzümden ayrı düşsün hiç istemem sevdiğinden. Hem, ölümden sonraki hayatta bir cırcır böceği veya elma kurdu olarak yeniden dünyaya gelmeyeceğimizin garantisi var mı? Hatta, şu ön bahçedeki içeriye güneş girmesini engelleyen ve haftalardır vurulageldiğim iğnelerin sorumlusu olması kuvvetle muhtemel olduğu halde kesmeye bir türlü kıyamadığım iğne yapraklı şu ağaçlardan biri olarak yeniden dünyaya gelmeyeceğimin garantisi var mı şu sırrı çözülmemiş evrende?
Her gece ertesi sabah arayıp bulmayı planladığım ama sabah olduğunda vazgeçtiğim bahçemin davetsiz misafiri ile aramda böyle bir durum var işte.
Ne diyordum... gazete hışırtıları, evet, böcek sesi yok nihayet ve bayat gazete haberlerini okudum tüm öğleden sonra, epey bir güneşlendim, ağrılarıma iyi geldi.
Uyusam ve yarın sabah hiç olmasa istiyorum. Ebedi bir uyku hali bana iyi gelicek hissediyorum.
İyi gelecek bir şey daha var; Kızkulesi'nde şarap veya Galata'da bira içmek, keman ve/veya piyano dinlemek, mesela Farid Farjad'ı dinlemek.
37 dereceli bir ademoğlu da varsa yanıbaşımda daha ne isterim ki şu zalim dünyadan.
.)
18 Ekim 2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder