Bayram tembelliğimi üzerimden attıktan sonra arkadaşlarla giriştiğimiz "yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat" diyaloglarından ortaya çıktı ki ne çok Yedi Uyurlar (Eshab-i Kehf) varmış meğerse. Hasan Mersin'e gitmiş bayramda ve Tarsus'taki Yedi Uyurlar mağarasını anlattı, Asiye İzmir'e gitmiş ve Selçuk'taki Yedi Uyurlar'ı anlattı, Behiye Kahramanmaraş'a gitmiş ve Elbistan'daki Yedi Uyurlar'ı anlatttı. Joakim'e soruyorum "havalar nasıl Almanya'da?" diye, yağmurlu diyor şikayetçi. Ama zaten Almanya'da hava kapalı ve yağmurlu değil midir hep diyorum, "ama, Siebenschläfer – Yedi Uyurlar Günü'nden (27 Haziran) sonra hava haftalarca güneşliydi şimdi neden tekrar kapalı ve yağmurlu yine" diye serzenişte bulunmaz mı. Ürdün'de basketbol oynayan Amerikalı bir arkadaşa soruyorum "bayramda işin yoktu, sen ne yaptın Amerika'ya gittin mi?" diye, tatilden istifade Suriye'ye gittiğini söylüyor ve tahmin edeceğiniz gibi orda da Yedi Uyurlar var. Sovyet Ruslarının Kafkaslardan Afganistan'a sürdüğü Özbek Türklerinden biri olan Bashir'e soruyorum ne yaptın diye, bayram tatilini biraz uzatıp Afganistan'a gittiğini anlatıyor, Eshab-i Kehf'e gidip dua ettiğini, atalarının sürüldüğü topraklara bir gün geri dönmeyi dilediğini söylüyor ve ekliyor "bu uzun hikaye, gel bir Özbek pilavı yapayım hem yiyelim hem anlatayım sürgünün hikayesini". Ürdün, Türkistan, K.Irak, Cezayir, Kuzey Afrika ve pek çok ülkede Yedi Uyurlar var. Benim bulunduğum yere 1 saat mesafeli yerdeki Ashab-ı Kehf dolup taşıyor insanlarla haftasonu. İnsanlar taşları üst üste koyuyor, çabutlar bağlıyor neresi olursa. Siyah bir kaya var. Dibindeki küçük çakıl taşlarını üzerine koyuyorsun, düşmez de yapışır kalırsa yerçekim kuvvetine inat dileğin tutuyormuş. Benim çakıllar yerçekimine mağlup düyüyor her seferinde. Alıştım, fark etmez, zaten dilek de tutmamıştım diyorum bozularak. Gerçi dilek tutsam da ne farkedecekti ki. Dünyanın bütün Yedi Uyurları dirilse ve bana yardıma koşsa bile benim derdime merhem olamazlar. Hadi oldular diyelim, artık beni sevmeyen yarin tekrar beni sevmesini sağladılar, neyleyim kendi rızasıyla bana gelmeyen yari ben...
Yedi Uyurlar ziyaret edilip, dilek dileniyor, kurban kesiliyor. Yüzyıllarca yıl bir mağarada uyuyakalmışlardan yardım isteniyor. En ünlü Yedi Uyurlar (Ashab-ı Kehf) dan 3 tanesi Türkiye'deymiş. Doğrusu 75 milyon olmalıydı oysa... Hepimiiz Yedi Uyur'a dönüşmedik mi? İşitmiyoruz, görmüyoruz, tepki göstermiyoruz, uyuyoruz.... Rüşvetler veriliyor, sanayi bölgelerine giden otobüsler sabahın erken saatlerinde çocuk işçilerle doluyor, genç kızlar bakirelik kontrolüne götürülüyor, zorla başı kapatılan kızlar ya da zorla başı açılan kızlar ağlıyor, "namus" yüzünden Batmanlı bir kızın yatağına urgan konuluyor usulca intihar etsin diye, boşanma davası açtı diye annesi Gülendam'ı öldüren ana katili evlat...nice nice insan hakları ihlalleri oluyor ve bizler uyuyoruz.
Yedi Uyurlar'dan biz yaşayan uyurlar medet umuyoruz. Gözlerimiz görmüyor, kulaklarımız işitmiyor, ellerimiz uzanmıyor ve en önemlisi yüreklerimiz sevmiyorsa artık, yaşamanın ne anlamı var ki...
11 Ekim 2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder